Her hasta hekimin karşısına aynı beklentiyle gelmez. Kimi ayrıntılı bilgi almak ister, kimi duyduğu her şeyi sorgular, kimi ise karar vermeyi tamamen hekime bırakır. Bazı hastalar muayene sırasında çok konuşurken bazıları yaşadığı sıkıntıları anlatmakta bile zorlanabilir.
Bu farklılıkları “iyi hasta”, “zor hasta” ya da kesin kişilik tipleri şeklinde değerlendirmek yerine, hastanın o andaki iletişim ihtiyacını anlamaya çalışmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Çünkü bir hastanın tutumu yalnızca kişiliğiyle ilgili olmayabilir. Daha önce yaşadığı sağlık deneyimleri, hastalığıyla ilgili kaygıları, aldığı bilgiler ve içinde bulunduğu koşullar da davranışlarını etkileyebilir.
Hekim açısından önemli olan, herkese aynı iletişim biçimini uygulamak yerine hastanın ihtiyaçlarına göre iletişimin şeklini değiştirebilmektir.
Her Şeyi Sorgulayan Hasta
Bazı hastalar kendilerine söylenenleri olduğu gibi kabul etmek yerine ayrıntılı sorular sorar. Tanının nasıl konulduğunu, başka hangi seçeneklerin bulunduğunu veya önerilen tedavinin neden tercih edildiğini bilmek isterler.
Bu tutum bazen “hekime güvenmiyor” şeklinde yorumlanabilir. Oysa soru sormak her zaman güvensizlik anlamına gelmez. Özellikle internet üzerinden sağlık bilgisine ulaşmanın kolaylaştığı günümüzde hastaların farklı kaynaklardan bilgi edinmesi oldukça yaygındır.
Böyle bir hastayla iletişim kurarken savunmaya geçmek yerine sorularının nedenini anlamak daha yararlı olabilir. Hastanın yaptığı araştırmalarda yanlış veya eksik bilgiler varsa bunları küçümsemeden düzeltmek, güven ilişkisinin kurulmasına yardımcı olur.
Hastanın tedavi kararının nedenlerini anlaması, çoğu zaman karara daha fazla güvenmesini de sağlar.
Araştıran ve Çok Fazla Bilgi İsteyen Hasta
Bazı hastalar muayeneden önce hastalıkları hakkında kapsamlı araştırma yapar. Hatta doktorun karşısına çeşitli makaleler, sosyal medya içerikleri veya farklı tedavi yöntemleriyle ilgili sorularla gelebilirler.
Bu durum hekimin zamanını zorlayabilir. Ancak hastanın bilgi edinme isteğini tamamen reddetmek de doğru değildir.
Burada önemli olan, güvenilir bilgiyle internet ortamında dolaşan doğrulanmamış bilgileri birbirinden ayırabilmektir. Hastanın elindeki bilgilerin nereden geldiği sorulabilir ve güvenilir kaynaklara yönlendirme yapılabilir.
Araştıran hastayla kurulacak iletişimde “Bunu internetten okudum” cümlesini bir tartışma başlangıcı olarak görmek yerine, hastanın hangi konuda endişelendiğini anlamaya çalışmak genellikle daha yapıcıdır.
Kararı Hekime Bırakan Hasta
Bunun tam tersi bir yaklaşımla karşılaşmak da mümkündür. Bazı hastalar “Siz ne uygun görürseniz onu yapalım” diyerek tıbbi kararların tamamını hekime bırakabilir.
Hekimin deneyimine güvenmek elbette olumlu bir durumdur. Ancak hastanın tedavi seçeneklerini anlamadan veya kendi tercihlerini ifade etmeden her kararı hekime bırakması her zaman ideal değildir.
Hastanın karar sürecine mümkün olduğunca dahil edilmesi gerekir. Tedavi seçenekleri, beklenen yararlar, olası riskler ve alternatifler hastanın anlayabileceği şekilde anlatılabilir. Ardından hastanın düşüncesi ve öncelikleri sorulabilir.
Özellikle farklı tedavi seçeneklerinin bulunduğu durumlarda hastanın kendi tercihlerini ifade edebilmesi önem taşır.
Sağlık Konusunu Fazla Önemsemeyen Hasta
Bazı kişiler yalnızca ciddi bir şikâyet ortaya çıktığında sağlık kuruluşuna başvurur. Kontrollerini erteleyebilir, önerilen takipleri aksatabilir veya kendisini iyi hissettiğinde tedaviyi bırakabilir.
Bu kişilere sürekli uyarılarda bulunmak yerine, önerinin neden gerekli olduğunu anlatmak daha etkili olabilir.
Örneğin düzenli takip gerektiren bir durum varsa yalnızca “kontrole gelmeniz gerekiyor” demek yerine, kontrolün neyi takip etmek için yapıldığı ve ihmal edilmesi halinde nelerin gözden kaçabileceği açıklanabilir.
Hastanın günlük hayatı da dikkate alınmalıdır. Her önerinin uygulanabilir olması önemlidir. Hastanın yaşam koşullarıyla örtüşmeyen bir plan hazırlamak, iyi niyetli olsa bile sürdürülebilir olmayabilir.
Farklı Tedavi Seçeneklerine Açık Olan Hasta
Bazı hastalar tamamlayıcı veya alternatif olarak gördükleri farklı yöntemleri araştırabilir ve bunları mevcut tedavileriyle birlikte kullanmak isteyebilir.
Burada hekimin görevi hastayı küçümsemek veya görüşünü peşinen reddetmek değil, kullanılan yöntemin güvenilirliğini ve olası risklerini değerlendirmektir.
Hastanın kullandığı bitkisel ürünler, takviyeler veya başka uygulamalar varsa bunları hekiminden saklamaması önemlidir. Çünkü bazı ürünler ilaçlarla etkileşime girebilir veya mevcut sağlık durumuyla ilgili risk oluşturabilir.
Hekimin de hastanın tercihlerini dinlemesi ve tıbbi açıdan güvenli olmayan uygulamalar konusunda açık bir şekilde bilgilendirme yapması gerekir. “Bunu yapmayın” demek yerine, neden sakıncalı olabileceğini anlatmak çoğu zaman daha etkili bir iletişim sağlar.
Hastayı Bir Kalıba Sıkıştırmamak Gerekir
Bir hastanın bugün gösterdiği tutum, onun her zaman böyle davranacağı anlamına gelmez.
Örneğin ilk muayenesinde çok soru soran bir kişi, aldığı bilgileri yeterli bulduğunda sonraki görüşmelerde daha sakin olabilir. Hekime çok güvenen ve bütün kararları ona bırakan başka bir hasta ise zamanla daha fazla bilgi almak isteyebilir.
Aynı kişi farklı sağlık sorunlarında da farklı davranabilir. Basit gördüğü bir konuda fazla soru sormazken, ciddi bir hastalık söz konusu olduğunda ayrıntılı bilgi talep edebilir.
Bu yüzden hastaları kesin kategorilere ayırmak yerine, o an neye ihtiyaç duyduklarını anlamaya çalışmak daha işlevsel bir yaklaşımdır.
İletişim Biçimini Hastaya Göre Değiştirmek
Hekimlikte iletişim becerisi, yalnızca iyi konuşabilmekten ibaret değildir. Hastanın nasıl dinlediğini, ne kadar bilgi istediğini, hangi konularda kaygı yaşadığını ve karar sürecine ne ölçüde katılmak istediğini fark edebilmek de bu becerinin bir parçasıdır.
Bir hastanın çok soru sorması hekimin bilgisini sorguladığı anlamına gelmeyebilir. Sessiz olması da her şeyi anladığı anlamına gelmez. “Siz bilirsiniz” demesi de gerçekten hiçbir tercihinin olmadığı anlamına gelmeyebilir.
Bazen birkaç basit soru iletişimin yönünü değiştirebilir:
“En çok hangi konuda endişelisiniz?”
“Bu tedaviyle ilgili bilmek istediğiniz başka bir şey var mı?”
“Karar verirken sizin için en önemli konu nedir?”
Bu tür sorular, hastanın yalnızca şikâyetini değil, sağlık hizmetinden ne beklediğini de anlamaya yardımcı olur.
İyi hekim-hasta iletişimi, hastaları tek tek sınıflandırıp her gruba farklı bir reçete uygulamak değildir. Hastayı tanımak, onu dinlemek ve gerektiğinde iletişim şeklini değiştirebilmektir. Tıbbi bilgi ne kadar önemliyse, o bilginin hastaya nasıl aktarıldığı da sağlık hizmetinin bir parçasıdır.